Mİ’RÂC

dawud | Mart 23, 2020 | 0 | Akâid

 

Mi’râc reddedilemez derecede sahîh olan Hadîs-i Şerîf’lerle sabittir. Fakat Kur’ân-ı Kerîm’de bu konuyla ilgili açık bir Âyet yoktur. Ancak bu konuyla ilgili açığa yakın bir Âyet-i Kerîme vardır. 

Allâh-u Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor

﴿وَلَقَدْ‭ ‬رَاٰهُ‭ ‬نَزْلَةً‭ ‬اُخْرٰى﴾‭ ‬﴿‭ ‬عِنْدَ‭ ‬سِدْرَةِ‭ ‬الْمُنْتَهٰى﴾‭ ‬﴿عِنْدَهَا‭ ‬جَنَّةُ‭ ‬الْمَاْوٰى‭ ‬﴾

 (En-Necm Sûresi 13-15)

Anlamı: ”Muhakkak ki, onu (Cebrâil’i) Sidratü’l Müntehâ’nın yanında bir defa daha görmüştür. Cennetü’l Me’vâ onun (Sidratü’l Müntehâ) yanındadır.” 

Bir kimse, Âyet-i Kerîme’de geçen‭ ‬وَلَقَدْ‭ ‬رَاٰهُ‭ ‬“Görmüştür” kelimesini “Rûyâda görmüştür” olarak açıklarsa, ona denilir ki; “Bu bir te’vîldir (zâhirinden başka bir yorumdur).”

İmâm Fahruddîn Er Râzi’nin “El Mahsul” adlı kitabında dediği gibi: “Bir Âyet-i Kerîme’yi, akla göre kesin bir delîl ya da açık bir Âyet-i Kerîme veya sâbit bir Hadîs-i Şerîf bulunmaksızın, zâhirinden başka yorumlamak câiz değildir.” Bu te’vîlde ise böyle bir delîl yoktur.

İmâm Müslim’in rivâyet ettiği İsrâ’ ve Mi’râc ile ilgili Hadîs-i Şerîf’inde, Allâh’ın Rasûlü Sallallâhu Aleyhi Ve Sellem meâlen şöyle buyuruyor: “Sonra Cebrâil Aleyhisselâm beni semâya yükseltti. Cebrâil Aleyhisselâm birinci semânın kapısını çaldı. 

– ‘Sen kimsin?’ denildi. 

– ‘Ben Cebrâil’ dedi. 

– ‘Yanında kim var?’ denildi. 

– ‘Muhammed Aleyhisselâm’ dedi.

– ‘Mi’râca çağırıldı mı ?’ diye sordular. 

– ‘Evet’ dedi. 

Bize kapı açıldı ve Âdem Aleyhisselâm’ı gördüm. Benimle merhabalaştıktan sonra bana hayır ile duâ etti.

Sonra ikinci semâya yükseltildim. Cebrâil Aleyhisselâm semânın kapısını çaldı. 

– ‘Sen kimsin?’ denildi.

– ‘Ben Cebrâil’ dedi. 

– ‘Yanında kim var?’ denildi.

– ‘Muhammed Aleyhisselâm’ dedi. 

– ‘Mi’râca çağırıldı mı?’ diye sordular. 

– ‘Evet’ dedi. 

Bize kapı açıldı, teyze oğulları olan Meryem’in oğlu Îsâ Aleyhisselâm’ı ve Zekeriyyâ’nın oğlu Yahyâ Aleyhisselâm’ı gördüm. Benimle merhabalaştıktan sonra bana hayır ile duâ ettiler.

Sonra üçüncü semâya yükseltildim. Cebrâil Aleyhisselâm semânın kapısını çaldı. 

– ‘Sen kimsin?’ denildi.

– ‘Ben Cebrâil’ dedi. 

– ‘Yanında kim var?’ denildi.

– ‘Muhammed Aleyhisselâm’ dedi. 

– ‘Mi’râca çağırıldı mı?’diye sordular. 

– ‘Evet’ dedi. 

Bize kapı açıldı, Yûsuf Aleyhisselâm’ı gördüm. Benimle merhabalaştıktan sonra bana hayır ile duâ etti.

Sonra dördüncü semâya yükseltildim. Cebrâil Aleyhisselâm semânın kapısını çaldı. 

– ‘Sen kimsin?’ denildi. 

– ‘Ben Cebrâil’ dedi. 

– ‘Yanında kim var?’ denildi.

– ‘Muhammed Aleyhisselâm’ dedi. 

– ‘Mi’râca çağırıldı mı?’ diye sordular. 

– ‘Evet’ dedi. 

Bize kapı açıldı, İdrîs Aleyhisselâm’ı gördüm. Benimle merhabalaştıktan sonra bana hayır ile duâ etti.

Allâh-u Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

﴾‭ ‬وَرَفَعْنَاهُ‭ ‬مَكَانًا‭ ‬عَلِيًّا‭ ‬﴿

(Meryem Sûresi 57)

Allâh-u Teâlâ bu Âyet-i Kerîme’de İdrîs Peygamberimizi değerli ve yüksek bir yere yükselttiğini bildiriyor.

Sonra beşinci semâya yükseltildim. Cebrâil Aleyhisselâm semânın kapısını çaldı. 

– ‘Sen kimsin?’ denildi. 

– ‘Ben Cebrâil’ dedi. 

– ‘Yanında kim var?’ denildi.

– ‘Muhammed Aleyhisselâm’ dedi. 

– ‘Mi’râca çağırıldı mı?’ diye sordular.

– ‘Evet’ dedi.

Bize kapı açıldı, Hârûn Aleyhisselâm’ı gördüm. Benimle merhabalaştıktan sonra bana hayır ile duâ etti.

Sonra altıncı semâya yükseltildim. Cebrâil Aleyhisselâm semânın kapısını çaldı. 

– ‘Sen kimsin?’ denildi. 

– ‘Ben Cebrâil’ dedi. 

– ‘Yanında kim var?’ denildi.

– ‘Muhammed Aleyhisselâm’ dedi. 

– ‘Mi’râca çağırıldı mı?’ diye sordular. 

-‘Evet’ dedi. 

Bize kapı açıldı, Mûsâ Aleyhisselâm’ı gördüm. Benimle merhabalaştıktan sonra bana hayır ile duâ etti.

Sonra yedinci semâya yükseltildim. Cebrâil Aleyhisselâm semânın kapısını çaldı. 

– ‘Sen kimsin?’ denildi. 

– ‘Ben Cebrâil’ dedi. 

– ‘Yanında kim var?’ denildi.

– ‘Muhammed Aleyhisselâm’ dedi. 

– ‘Mi’râca çağırıldı mı ?’ diye sordular. 

– ‘Evet’ dedi.

Bize kapı açıldı, İbrâhim Aleyhisselâm’ı, sırtı Beyt-ül Ma’mûr’a dayalı olarak gördüm. Beyt-ül Ma’mûr’a her gün bir daha geri dönmemek üzere 70.000 melek girip çıkmaktadır. 

Sonra beni Sidratü’l Müntehâ’ya götürdü. Yaprakları filin kulakları, meyveleri ise büyük fıçı (testi) kadar idi. Allâh-u Teâlâ, onu o kadar güzel yaratmıştır ki, hiç kimse onu vasfedemez.

Allâh-u Teâlâ bana vahyedip üzerime gece ve gündüzde 50 vakit namaz farz kıldı. Mûsâ Aleyhisselâm’ın yanına indim. Bana: 

– ‘Rabb’in ümmetine ne farz kıldı?’ diye sordu.

– ‘50 vakit namaz’ dedim. Mûsâ Aleyhisselâm bana:

– ‘Rabb’inin Kelâmını (ezelî ve ebedî olan, sesle, harfle ve lügatle olmayan, hiçbir şeye benzemeyen) işittiğin yere dön ve farzları hafifletmesi için O’na duâ et, çünkü senin ümmetin bunu yapamaz. Ben, İsrâîloğullarını denedim (onlar yapamadılar)’ dedi. 

Ben de o yere döndüm ve Rabb’ime ümmetimin üzerinden namazın vakitlerini hafifletmesi için duâ ettim. Emrettiğinden beş vakit indirdi. Tekrar Mûsâ Aleyhisselâm’ın yanına döndüm ve ona, namazı beş vakit indirdiğini söyledim. 

– ‘Ümmetin bunu yapamaz, Rabb’inin Kelâmını işittiğin yere dön ve daha da hafifletmesi için duâ et’ dedi. 

Allâh’ın Rasûlü; ”Zamandan ve mekândan münezzeh olan hiçbir şeye benzemeyen Allâh’ın Kelâmını işittiği yer ile Mûsâ Aleyhisselâm arasında gidip geliyordum. Tâ ki Allâh-u Teâlâ bana meâlen: 

‘Ey Muhammed! Senin ümmetine gece ve gündüzde beş vakit namaz farz kılındı. Her namaz için on vakit sevâbı vardır. Bundan dolayı beş vakit namaz kılana 50 vakit namaz sevabı verilir. Ve her kim kalbinden bir iyilik yapmayı geçirip, bunu yapmasa bile, ona bir sevap yazılır. Eğer o iyiliği yaparsa ona on sevap yazılır. Ve her kim kalbinden bir günâh yapmayı geçirir, ancak bunu yapmazsa, ona bir sevap yazılır. Eğer o günâhı yaparsa, ona bir günâh yazılır.’ bildirdi.

Daha sonra Mûsâ Aleyhisselâm’ın yanına inince, onu olanlardan haberdar ettim. Mûsâ Aleyhisselâm da bana:

– ‘Rabb’inin Kelâmını işittiğin yere dön ve hafifletmesi için tekrar duâ et’ dedi. 

-‘Allâh’tan daha fazlasını istemeye utanınca oradan döndüm’ dedim.” 

Tenbîh: Allâh-u Teâlâ her şeyi bilendir; O’nun takdîri değişmez. O (Allâh-u Teâlâ), ezelde Peygamber Efendimiz’in ümmetine beş vakit namazın farz kılınacağını takdîr etmiştir.

Önemlİ Bİr Mesele

Bilinmesi gerekir ki, yedi kat semâları ve tüm mekânları yaratan, Allâh’tır. Allâh-u Teâlâ mekânları yaratmadan önce, mekânsız olarak var idi. Allâh’ın bir yerde ya da zatıyla her yerde mevcut olduğuna i’tikâd etmek (inanmak) câiz değildir. Bu inanç küfürdür (kişiyi İslâm’dan çıkarır). Allâh’ın gökte olduğuna, Arş’ın üzerinde oturduğuna, boşluğun içinde eridiğine, bize mesafe bakımından yakın ya da uzak olduğuna i’tikâd etmek (inanmak), kişiyi İslâm’dan çıkarır. Allâh-u Teâlâ böyle şeylerden münezzehtir. Her kim böyle bir şeye inanırsa küfre düşer, îmânından olur.

İmâm Ebû Mansûr El Bağdâdî’nin “El-Farku Beyne’l Firâk” adlı kitabında rivâyet ettiğine göre, İmâm Ali Radiyallâhu Anh şöyle buyurdu: ”Allâh, hiçbir mekân yok iken mekânsız olarak vardı ve mekânları yarattıktan sonra da mekânsız olarak vardır.’’

Allâh’ın herhangi bir yönde mevcut olduğuna i’tikâd etmek (inanmak) insanı dinden çıkarır. İmâm Ebû Câfer Et Tahâvî, “Tahâvî Akîdesi” adlı kitabında şöyle diyor: “Allâh-u Teâlâ altı yönden münezzehtir.” Altı yön şunlardır; yukarı, aşağı, sağ, sol, ön ve arka.

Bazı cahil olan insanlar diyorlar ki: “Peygamberimiz öyle bir yere ulaşmıştı ki, orası Allâh-u Teâlâ’nın merkeziydi.” Bazıları da diyorlar ki: “Peygamberimiz, Allâh ile buluşmak veya görüşmek için Allâh’ın yanına çıktı.” Bu gibi sözler apaçık dâlalet ve küfürdür (kişiyi imândan çıkarır). Çünkü Allâh-u Teâlâ mekânsız olarak vardır.

Halk arasında yaygın olan ve içinde Allâh’a mekân isnâd edilen kitaplardan sakınmalıyız. Bu konularda uyarıcı olmak farzdır. İnsanları uyarmamız gereken kitaplardan biri de; İbn-i Abbâs’ın yazmadığı halde, ona isnâd ettikleri “Mi’râc Kitabı” adlı kitaptır. Buna benzer kitaplardan da insanları uyarmak farzdır.

Mi’râc’Dan Kastedilen Şey
Nedir?

Mi’râc’dan kasıt, Allâh’ın Rasûlü’nün ulvî âlemdeki ilginç olan şeyleri görmekle şereflendirilmesidir. Bu onun derecesinin ne kadar yüksek olduğunun göstergesidir. 

Benzer Postlarımız

İSTİNCA

dawud | Eylül 3, 2020 | 0

Ön veya arka avretten yaş olarak çıkan her şeyden, arınıncaya kadar suyla temizlenmek sünnet-i müekkede’dir.Ayrıca taş veya topaklanmış (dağılmayan) sert toprakla ya da bunların yerini tutan; sökücü ve tahir bir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler

Son Yazılar

Arşivler

Son Yorumlar