Eyyüb peygamberin hayatı

dawud | Aralık 14, 2016 | 0 | Akâid , Anasayfa , Siyer


Eyyûb Aleyhisselâm hakkında bazı kimseler tarafından uydurulan ve doğru olmayan bir konu hakkında emri bil mâruf ve nehyi anil münker kâidesi ışığında sizleri uyarmayı kendimize görev addettik.

Eyyûb Peygamber hakkında uydurulan kıssada deniliyor ki:

“Eyyûb Peygamber çok hastalandı ve vücûdunda yaralar çıkmaya başladı. Bu yaralar öyle bir hâl aldı ki, yaraların içinden kurtlar çıkmaya başladı. Bu kurtlar yere düştüğünde Eyyûb Peygamber, kurtları yerden alıp yarasına katarak <<Ey mübârek rızkından ye>> dermiş. Hatta ailesi ve diğer Müslümanlar, Eyyûb peygamberin kötü kokması ve kötü görünmesinden dolayı yanından kaçmışlar.”

Hatta bazı kaynaklarda kavminin onu, şehrin dışındaki çöplüğe attığı geçmektedir.

Bu anlatılan kıssa şüphesiz ki bâtıldır doğru değildir.

Eyyûb Peygamber elbette ki hastalanmıştır. Fakat hastalığının ne tür bir hastalık olduğu ne Kur’ân-ı Kerîm’de ne de Hadîs-i Şerîfler’de geçmektedir.

İmâm EI-Fâhuriy’nin dediği gibi bu meseleler açıkça yahûdilerin, Müslümanlar’ın kitaplarına soktukları iftirâlardandırlar. Yani İsrâiliyyattır.

Öncelikle anlatılan bu kıssa peygamberliğin temel davasına ve temel ilkesine ters düşmektedir.

Peygamberlerin en büyük görevlerinden biri davet ve tebliğdir. İnsanları îmâna ve İslâm’a davet ederken, onları kendilerinden uzaklaştırıcı, iğrendirici, nefret ettirici ve tiksindirici hastalık gibi sebeplerin mevcut olması, üstlendikleri dâvâya ters düşmez mi!

Tabi ki düşer. Çünkü bizler bile günlük hayatta, en çok sevdiğimiz insanın ter kokmasına veya kötü kokmasına tahammül edemezken, kurtlu olup tiksindirici bir hâl almasına nasıl tahammül ederiz ki!

Allâh-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîmde, Eyyûb Peygamber hakkında şöyle buyurrnaktadır:

﴿ وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ ﴾

Eyyûb Rabbine: <<Bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.>> diye niyâz etmişti.

(El Enbiyâ Sûresi 83)

Âyet-i Kerîme’nin anlamında geçen ‘bana zarar dokundu’ ifâdesi, ‘hastalandım’ anlamına gelmektedir. Âyet-i Kerîme’de görüldüğü gibi Eyyûb Peygamberin sadece hastalandığı geçmektedir.

Oysaki hastalığının ne olduğu hakkında bilgi verilmemektedir.

Allâh-u Teâlâ şöyle buyurdu:

﴿ وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ ﴾

Allâh, bütün peygamberleri yaratılmışlardan üstün kıldı.

(El En’âm Sûresi 86)

Peygamberler; vücutları, ahlâkları, güzellikleri ve sesleri ile yaratılmışların en üstünleridirler.

Efendimiz bir Hadîs-i Şerîfi’nde meâl olarak şöyle buyurmaktadır: “Allâh, yüzü ve sesi güzel olmayan bir peygamber göndermiş değildir.” Vücûdundan kurt çıkan birinin güzelliğinden nasıl bahsedilebilir ki? Dolayısıyla bâtıl olan bu kıssa, Âyet-i Kerîme ve Hadîs-i Şerîfler’e terstir?

Peygamberimiz, yine bir Hadîs-i Şerîfi’nde şöyle buyurmaktadır: “Allâh; toprağa, Peygamberlerin vücutlarını yemesini harâm kılmıştır.” Yani Peygamberler öldükten sonra, toprak altındaki hayvanlar, Peygamberlerin vücutlarını yemezler. Toprak a1tındayken Peygamberlerin mübârek vücutlarını haşerâtın yemesi imkânsız olduğuna göre, hayatta iken nasıl mümkün olsun ki?

Ayrıca bâtıl olan bu kıssada Eyyûb Aleyhisselâm’ın vücûdundan düşen kurdu alıp: “Ey mübârek rızkından ye!” dediği iddiâ ediliyor. Oysaki bir Müslüman’ın kendi vücûduna zarar vermesi harâmdır. Bunun harâm olduğunu öğreten bir peygamberin, böyle bir şeyi yaptığı nasıl iddiâ edilebilir ki! Kaldı ki kurdun neresi mübârektir! Bu inanç kişiyi İslâm’dan çıkarır ve kişinin tekrar İslâm’a girme niyeti ile Kelime-i Şehâdet’i söylemesi gerekir.

﴿ وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚۛ ﴾

Kendi kendinizi tehlikeye atmayın!

(El Bakara Sûresi 195)

Peygamber Efendimiz Aleyhisselâm meâlen şöyle buyurdu:

“Kişi kendi nefsine ve başkasına zarar veremez.”

(İbn Mâce)

ŞİMDİ GELELİM ÂLİMLERİN BU KONU HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNE

İMÂM-I MÂTURÎDÎ:

“Peygamberlerde, insanların kendilerinden uzaklaşmasını doğuracak sebeplerden hiç biri bulunmaz.” (Kitabut-Tevhîd)

“Peygamberler, mert, cesur, davalarında sebat eden, mahlûkâtın iyilik ve menfaati için her türlü eziyete katlanan, insanları tiksindirecek ve uzak tutacak hastalıklardan müstağnî, şefkatli ve merhametli zühd ve takvâ sâhibi kimselerdir.” (Risâle fil Akâid)

ERZURUMLU İBRÂHİM HAKKI:

“Kazerle zenb u humk u kizb u ketbân u hıyânetle Münezzehdir müberrâdır cemîi Enbiyâullah.“

Yani bütün Nebîler, kir ve pislikten, ahmaklıktan, yalandan, hakkı gizlemek ve hıyânetten, münezzehtirler; berîdirler. (Mârifetnâme)

OSMANLI ÂLİMİ MANASTIRLI İSMÂİL HAKKI:

Enbiyânın her biri zamanında; en akıllı, re’yi en kuvvetli, güzel huy sâhibi, hayatı mazbut, soyu sopu  temiz, kin ve hasetten uzak, izzet ve şeref sâhibi, tiksindirici hastalıklarla veya başka bir yolla  arızası olmayan, günâhtan berî olmalıdır. Aynı şekilde bayağı âdî işlerle uğraşmaz, peygamberlikten önce bile bir an olsun inancına şirk katmaz. (Mevaidü’l-İn’âm fi Berâhini Akaîdil İslâm)

DİYÂNET ANSİKLOPEDİSİ:

Hz. Eyyûb’un hastalığının, insanları kendisinden nefret ettirecek kadar ağır ve tiksindirici olduğu yolundaki yahûdî menşeli bilgileri bir peygamberin saygınlığı ve sosyal prestijiyle bağdaştırmak mümkün değildir. Kur’ân’da ve güvenilir Hadîs kaynaklarında bu tür bilgiler de bulunmamaktadır. Diğer İslâmî kaynaklarda geçen bu yöndeki mâlumat ise tamamen isrâilî kaynaklardan intikal etmiştir. (Eyyûb Maddesinde)

KONYALI MEHMED VEHBİ EFENDİ:

Hastalığı insanların nefretini mucib olan hastalıklardan değildi. Zira; enbiyâyı izam bilûmum nefreti mucib olan şeylerden mahfuzdurlar. Çünkü; enbiyânın nefreti mucib şeye mübtelâ olmaları bi’setden maksad olan halkla ihtilâta ve tarik-ı müstakime davete münâfî olduğundan hikmet-i bi’sete münâfîdir. Binaenaleyh; bazı kitaplarda Hazreti Eyyûb’un hastalığında mübalâğa suretiyle yazılan şeyler kat’iyyen yalandır. (Enbiya suresi)

Sadeleştirilmiş Hâli: Eyyûb Aleyhisselâm’ın hastalığı da böyle hariçten görenleri iğrendirecek bir hastalık değildi. Çünkü Peygamberler halkın nefretine sebep olacak arızalardan uzaktır ve Allâh onları korumuştur. Peygamberlerin tiksindirici şeylere müptelâ olmaları, Peygamberliğin bir icâbı olan halkla bir arada olmaya, insanları hak ve doğru yola davete mânî olan bir durumdur. Bu ise “nübüvvet” hikmetine uygun değildir. (Hülâsatü’l-Beyân fî-Tefsiril-Kur’ân, 9:3469)

SADUDDÎN ET TAFTAZÂNÎ:

Peygamberler cüzzam baras gibi tiksindirici hastalıklardan, kendi kıymetlerini düşerecek hâllerden, Peygamberliğin hikmetine uymayan hâllerden münezzehtirler. (“Şerhul Makâsıd)

ÖMER NASÛHİ BİLMEN:

Peygamberlerde tebliğ vazîfesine zarar getirecek cüzzam, sar’a, uzun süreli baygınlık, sağırlık ve âmâlık gibi rahatsızlıkların olmaması ve gönderildikleri kavimlerin en şerefli ve en necip ailelerinden gelmeleri de zarûrîdir.(“Muvazzah İlm-i Kelâm”) Hz. Eyyûb’un hastalığı insanların nefretini çekecek bir vaziyette değildi. Öyle hastalıklardan Peygamberler bir hikmet gereği korunmuşlardır (El Enbiyâ Sûresi Tefsîri)

OSMANLI ÂLİMİ MUHAMMED HÂDÎMÎ:  

Nübüvvetin şartlarının bazıları şunlardır: Kemâl-i akıl, kuvvet-i rey, selim tabiatın kendisinden nefret ettiği şeyden veya murûeti ihlâl eden şeyden ve Peygamber olarak gönderilmenin hikmetini ihlâl eden şeyden selâmet bulmuş olması gerekir. Nitekim Tehzib-i Kelâm‘da böyle zikredilmiştir.

Eyyûb Aleyhisselâm’ın hastalığı hakkında nakl olunan şeyin ifratı da bununla bâtıl olur. Kavminin ondan nefret ettiği ve nerede ise mahallesinden çıkartmayı düşündükleri gibi. (Berika)

KEMÂLUDDÎN İBN HÜMAM:

Nefret uyandıran hâller, görenin uzak durmasına sebep olabilecek hastalıklar, katı ve kaba tavırlar ve şahsiyeti küçük düşürücü davranışlardan peygamberler korunmuşlardır. (El Müsâyere)

 

ABDULLÂH ELVAN HOCAEFENDİ 300 SENE EVVEL DEDİ Kİ:

“Bu, yahudilerin desiselerindendir. (sokuşturma) Müslüman âlimlerin kitaplarına sokuşturulmuş isrâîliyattır.

 

Benzer Postlarımız

ALLÂH’A ÎMÂN

dawud | Aralık 12, 2017 | 0

  Allâh’a Îmân: Allâh’a ve O’nun bildirdiği her şeye teslimiyetle inanmaktır. Mükellefe farz olan ilk şey Allâh’ı tanımaktır, yani Allâh’a yakışan sıfatları bilip, o sıfatlarla vasıflı olduğuna îmân etmek ve…

KELİME-İ ŞEHÂDET’İN MANASI

dawud | Aralık 11, 2017 | 0

“Kelime-i Şehâdet“ ifadesi “kelime“ ve “şehâdet“ sözcüklerinden oluşan bir tamlamadır. “Kelime“; söz, “Şehâdet“ ise, şahitlik etme, tanıklık yapma anlamına gelir. Arapçada “şehâdet etme“ hem bilme, hem inanma hem de dil…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler

Son Yazılar

Arşivler

Son Yorumlar