Ehl-i Sünnet İnancı Nedir?

dawud | Nisan 21, 2017 | 0 | Akâid , Anasayfa

Müslüman Kardeşim!

Rabb’ini iyi bilmeli ve iyi tanımalısın, çünkü İmâm Gazâlî Hazretlerinin dediği gibi:

لَا تَصِحُّ الْعِبَادَةُ إِلَّا بَعْدَ مَعْرِفَةِ الْمَعْبُودِ “Kişi ma’bûdunu, ibâdet ettiği ilâhını bilip tanımadıkça, ibâdeti sahîh olmaz.”Bundan dolayıdır ki, Rabb’imizi ve O’nun sıfatlarını bilmek ve öğrenmek zorundayız.

İyi bil ki; Rabb’imiz olan Yüce Allâh vardır. Bütün varlıklar O’nun varlığına şâhittir. Nasıl ki bir resim, ressamının; bir nakış, nakkaşının; bir eser, müessirinin (sanatkârının) varlığını gösteriyor ve birer delîl ise, tüm yaratılmışlar da, onları yaratan Allâh’ın varlığına birer delîldir.

Yüce Rabb’imiz ezelîdir; varlığının başlangıcı yoktur. Yüce Rabb’imiz ebedîdir; varlığının sonu yoktur.

Yüce Rabb’imiz bir ve tektir; eşi ve benzeri yoktur. Yüce Rabb’imiz hiçbir varlığa benzemez.

Yüce Rabb’imizin varlığı kendindendir. O, ihtiyaçsızdır; aslâ bir şeye, bir varlığa, bir mekâna muhtâc değildir.

Yüce Rabb’imiz hayatla vasıflıdır; O’nun için ölüm söz konusu değildir. O’nun hayâtı rûh, et, kan ve kemik ile değildir.

Yüce Rabb’imiz her şeyi bilir; bilmediği bir şey yoktur. Yüce Rabb’imiz her sesi işitir; işitmediği bir ses olamaz. Ancak işitmesi kulak veyâ herhangi bir şeyle değildir.

Yüce Rabb’imiz her şeyi görür; görmediği bir şey düşünülemez.

Yüce Rabb’imiz irâde sıfatıyla vasıflıdır; O’nun irâdesi olmadan hiçbir şey meydana gelmez. Yüce Rabb’imiz her şeye kâdirdir.

Yüce Rabb’imiz Kelâm sıfatı ile tekellüm eder. Tekellüm, dilimizde konuşmak ve söylemek mânâsına gelir. Allâh’ın tekellümü ise; insanların konuşması gibi; ses, harf ve lügat (dil) ile değildir. Allâh tek bir kelâmla hem emreder hem nehyeder hem vaad eder hemde tehdit eder

İyi bilmemiz gerekir ki Yüce Rabb’imizin kelâmı bizim konuşmamıza benzemez. Çünkü bizler dille, dudakla, harfle ve sesle konuşuruz. Rabb’imiz ise; dil, dudak, harf ve sesle değil, dilsiz, dudaksız, harfsiz ve sessiz olarak, yâni ses olmadan tekellüm eder. Zîra Rabb’imiz her türlü âzâdan münezzehtir (yücedir).

Yüce Rabb’imiz yaratıcıdır; her şeyi yaratan, yoktan vâr eden O’dur. O’ndan başka bir yaratıcı yoktur. O’nun sıfatları, zâtı gibi ezelî ve ebedîdir.

Yüce Rabb’imiz, araz değildir. Araz; renkler, kokular, yumuşaklık ve sertlik gibi cisimlerde bulunan sıfatlardır.

Yüce Rabb’imiz cisim olmakla da vasfedilmez: Elbette ki O, cisim olmaktan da münezzehtir (cisim değildir). Cisim; iki veya ikiden fazla cevherin birleşmesiyle oluşan varlıktır. Meselâ; insanlar, Melekler, cinler, rûh, nûr, su, hava, rüzgâr, dağlar, taşlar ve diğer latîf ve kesîf varlıklardan her biri ayrı ayrı birer cisimdir.

Yüce Rabb’imiz, cevher (maddenin parçalanamayan en küçük hâli) de değildir. Yüce Rabb’imiz zerre de değildir. Çünkü zerre cisimler gibi boşlukta mekân tutar, yer işgâl eder.  Rabb’imiz ise zerre olmadığı gibi, zerrelerden oluşmuş bir varlık da değildir. Dolayısıyla Yüce Allâh, mekân tutmaktan ve herhangi bir boşluğu doldurmaktan münezzehtir.(mekânsız olarak vardır)

Yüce Rabb’imiz, şekli ve sûreti olan bir varlık da değildir. Yüce Allâh oluşumdan, değişimden, herhangi bir şekil ve sûrete girmekten münezzehtir (arıdır).

Yüce Rabb’imiz, mahdûd (sınırlı, haddi ve miktârı olan) bir varlık da değildir. İyi bilinmelidir ki, zerre mahdûddur, bir haddi ve sınırı vardır. Arş-ı Âlâ da, hacim bakımından yaratılmışların en büyüğü olduğu hâlde mahdûddur, yani sınırlıdır, haddi ve miktârı vardır. Karanlık, aydınlık ve rüzgâr olsun bunların da hepsi mahdûddur. Yüce Rabb’imiz ise aslâ mahdûd bir varlık değildir.

İmâmımız İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe Hazretlerinin, “Fıkh-ı Ekber”inde dediği gibi; Allâh’ın ne büyük olsun, ne de küçük, aslâ bir haddi, sınırı ve miktârı yoktur.

Yüce Rabb’imiz, bileşik ve birleşik bir varlık da değildir. Yüce Allâh, hâşâ insanlar gibi organı, âzâsı olan; eli, kolu, ayağı, bacağı, yüzü, gözü, gövdesi ve kulağı olan bir varlık da değildir.

Yüce Rabb’imiz, herhangi bir bütün olmadığı gibi, bütünün bir parçası da değildir.

Yüce Rabb’imizin herhangi bir mâhiyeti olmadığı gibi, herhangi bir kemmiyet ve keyfiyyeti, yâni nicelik ve niteliği de yoktur; çünkü mâhiyet ve keyfiyyet cisimlere mahsustur; Allâh ise cisim değildir.

Yüce Rabb’imiz, yemekten, içmekten, çalışmaktan, yorulmaktan, uyumaktan, uyanmaktan, oturmaktan, kalkmaktan, inmekten, çıkmaktan, hareket etmekten, durmaktan, hareketli veyâ hareketsiz, yâni durgun olmaktan da münezzehtir.

Yüce Rabb’imiz, herhangi bir şeye, bir cisme; meselâ bir insana hulûl etmez (girmez), onunla birleşmez. Muhakkaktır ki; bir şeyin, bir şeye girmesi için, bunlardan her ikisinin de cisim olması gerekir; Allâh ise, gerek kesîf ve gerekse latîf olsun, herhangi bir cisim değildir. Bu sebeple Yüce Allâh herhangi bir cisme girmekten yüce ve münezzehtir.

Yüce Rabb’imiz, herhangi bir yönde olmaktan veyâ herhangi bir yerde meselâ, Arş’ta veyâ Ferş’te mekân edinmiş, başka bir tâbirle Arş’ı veyâ Ferş’i (Yedi kat yerlerin altında Cehennem vardır. Cehennem’in altında, ona bitişik olmayan ve Ferş denilen bir yer bulunmaktadır. Bu varlık [Ferş], varlıkların en altındadır) yer edinmiş olmaktan münezzehtir, Arş’ta veyâ Ferş’te ikâmet etmiş bulunmaktan da münezzehtir.

Şüphesiz ki, bir mekânda olmak, bir cihette bulunmak cisimlere mahsustur, Yüce Allâh ise, aslâ cisim değildir.Yüce Rabb’imiz yersiz, yönsüz ve mekânsız olarak vardır; nitekim Erzurum’lu İbrâhim Hakkı Hazretleri “Mârifetnâme” sinde:

Ne göklerde, ne yerlerde,

  Ne sağ u sol, ne ön, ardda,

Cihetlerden münezzehtir

Ki, hiç olmaz mekânullâh.”

diyerek, bu gerçeği dile getirir. (Mârifetnâme 263)

Cihet: Yön demektir.

“Hiç olmaz mekânullâh” demek de: “Allâh’ın aslâ bir yeri olmaz. Allâh mekândan münezzehtir, Allâh mekânsız, yâni yersiz olarak vardır.” demektir.

Benzer Postlarımız

KADININ SESİNİN HÜKMÜ

dawud | Temmuz 10, 2018 | 0

KADININ SESİNİN HÜKMÜ Dört mezhebe göre kadının sesi haram değildir. İmam Taberânî’nin el-Mu’cemu’l Evsat’ında ve Fethu’l Bârî adlı eserin Nikâh Kitabında (9. Cilt, 225. Sayfa) bildirildi ki: “Sâbit olan bir…

ALLÂH’A ÎMÂN

dawud | Aralık 12, 2017 | 0

Allâh’a Îmân: Allâh’a ve O’nun bildirdiği her şeye teslimiyetle inanmaktır. Mükellefe farz olan ilk şey Allâh’ı tanımaktır, yani Allâh’a yakışan sıfatları bilip, o sıfatlarla vasıflı olduğuna îmân etmek ve O’nu,…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler

Son Yazılar

Arşivler

Son Yorumlar